Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine YazZiyaretçi Defterine Yaz:
Siz de yazılarınızla Hubyar.net okuyucularına ulaşabilirsiniz.


yusufaslan     04 Eylül 2010 19:18 | Malatya / Fethiye
HAYIRLAR OLA.?

Şu güzel yurdumun yiğit erleri
Allah Allah deyin hayırlar ola!
Çatal yürekli hanımı beyleri
Allah Allah deyin hayırlar ola!

Onun olsun han hamamlar saraylar
Onun olsun söylediği yalanlar
Yalan ile doymaz oldu karınlar
Allah Allah deyin hayırlar ola!

Ber taraf olmazsa zorba zihniyet
Ne milliyet kalır ne cumhuriyet
Mutlak güzelini yapar bu millet
Allah Allah deyin hayırlar ola!

Ne rahatım dostlar nede bahtiyar
Gün gelir tutamaz bizi buralar
Kul Yusuf der her işte bir hayır var
Allah Allah deyin hayırlar ola!


Yorum yüce halkın,
Saygılarımla.

Söz: Yusuf Aslan.

by     02 Eylül 2010 18:54 |
http://www.uludagsozluk.com/k/alevi-orucu/


3. şıkta resmen karalama var lütfen ilgilenin...

MEHMET ÇULHACI     29 Ağustos 2010 08:50 | VİYANA
ORDA DEDİLER

Yıllar sonra ugramıştım köyüme
Bir yabancı gelmiş nerde dediler
Eller güler oynar benim neyime
Bu yıl bu ellerde durda dediler

Verimsiz arazi yok ettibizi
Nice pehlivanlar yiğidimizi
Ğurbetten bekleriz ümüdimizi
Günlerimiz geçer darda dediler

Gelemedim ğurbet elde kalmıştım
Gün akşam üzeri köye gelmiştim
Fakirlik yoksulluk hemen bilmiştim
Hele halimizi görde dediler

Felek bize vurdu çok berbat etti
Yıkıldı hayellerim toz oldu gitti
Acılı olaylar cana kar etti
Emmini dayını sorda dediler

Kevenler kaplamış köyün başları
Ğarip ğarip öter turna kuşları
Çetin olur aman vermez kışları
Bizlere yaşamak zorda deiler

Viran olmuş yıkık kalmış evimi
Arasam bulamam versem neyimi
Göç olup gitmişler sorsam beyimi
Cem eviniz vardı şurda dediler

Yaylalar boşalmış hüzünlü dağı
Sürüler kaybolmuş ayranı yağı
Kurbanlık koçu yok Karası ağı
Boz kurtlar dadandı yurda dediler

AŞIK MEHMET derki ben neden geldim
Doğduğum yerleri harabe gördüm
Tekeli dağından tutca ğül sordum
Hubyar köyünde orda dediler

HUBYARLI AŞIK MEHMET

VİYANA AVUSTURYA

Bekir Özgür     28 Ağustos 2010 13:44 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com

TUNCELİ MİTİNGİ, KILIÇDAROĞLU VE CHP
Sayın Kılıçdaroğlu Tunceli mitinginde; ‘Tunceliliyim, Tuncelili olmaktan gurur duyuyorum’ söylemini, hazır Baba Ocağında iken Türkçe değil de, kendi öz *** diliyle söylese idi, saygınlığından ne kaybederdi?

Bana göre hiçbir şey kaybetmez; tersine, kimliğini sakladığı iddiasındaki Recep bey karşısında çok şey kazanırdı. Belki sadece CHP içinde basit bir eleştiriye muhatap olurdu; onu da yiğit bir karşı duruş ve haklı gerekçeyle etkisiz kılabilirdi.

Tuncelili olmak için Tunceli de doğmuş olmak yetmiyor; Tuncelili olabilmek ancak, Dersimli karakterine sahip olmayı gerektirir. Dersimli karakteri, kim veya hangi güç tarafından olursa olsun, kişinin kendisini inkâr noktasında dayatılana veya en hafif deyimle önerilene boyun eğmek değil, kendisi olmak için direnmektir.

Dersime ilişkin bu gerçeği, 7. Asırda Mananalis de (Pülümür-Tercan) yaşamış Pir Silvanus’un mücadelesini takip eden tarihsel süreçten (öncesi de vardır) öğrendim.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Tunçeli mitinginde mazhar olduğu coşkuyu; hemşerilik duygusu ve ülkede estirilen Kılıçdaroğlu rüzgârı dışında, bu devletin kuruluş felsefesi ve ilkeleriyle, CHP nin temel ilkesi altı okun özdeş olduğu gerçeği ışığında değerlendirmek gerektiği kanısındayım.

CHP nin salt Dersim de değil, ülke çapında bilinen uygulamaları karşısında bu coşkunun, Dersim geleneği olan bir direnmenin mi yoksa Dersimliye ters düşen dilenmenin mi işareti olduğu, ezen-ezilen sınıflar mücadelesi açısından değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

Bu arada şunu sormadan geçemeyeceğim; Onur Öymen’in Dersim gerçeğini dillendirmesi sonucu CHP den topluca istifa edenler; Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla, CHP politikalarında dişe dokunur ne değişti de, sokağa attığınız CHP rozetlerini yakanıza, Kılıçdaroğlunun tekrar takmasına izin verdiniz?

Türk-İslam dayatmasında yaşam bulan bu devletin mevcut sorunlarını aşması için, değişmeyen CHP politikalarına eklenen ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu diliyle kırıntı demokratik hakların telaffuz edilir olması, farklı arayış ve beklenti içinde ki halkı; hâkim sınıfın, yeni umutlar kuyruğuna takarak bir kez daha aldatma planıdır.

Toplumda ki sosyolojik gelişmeyi kontrol edilebilir bir alanda tutmayı hesaplayan hâkim sınıf; teşhir olmuş CHP yi, gerçek bir halk çocuğu olan Kılıçdaroğlu ile maskeleyip haklın huzuruna çıkararak amacına ulaşmış durumda.

Ezen sınıfa karşı yürütülen mücadelenin 2 yönlü olduğu, önemli yönünün emekçi sınıfın kendi içinde birlik oluşturma ve güçlenmeyi içerdiği gerçeği unutulmamalı. “Evet”çi veya “Hayır”cı arkadaşlar, görüşlerine yönelik eleştirileri bu bağlamda algılamalıdır.

İnsanlığa dinsel ve ırksal düşünce tarzının siyasi yaptırımlarla dayatılması, normal insanın kendi doğasına ters düşünmesini, dolaysıyla insanı kendisine yabancılaştırmayı amaçlayan soyguncu sınıfın değişmez politikasıdır.

Bu gerçeğin farkına varan toplumun bir kesimi dayatılana karşı direnmeyi seçer; diğer kesim de dayatılanı öneri (lütuf) zannederek kabullenir, bu kabullenişle teslim olduğu hâkim sınıftan, elinden alınan haklarını tekrar kazanmak için dilenmeye başlar.

Bu yazımı “Keskin sol söylem” olarak değerlendiren dostlara doğru olan sınıf tavrının; ‘var olmanın, ancak direnmekle sağlanacağını’, aksi durumun yalan vaatlere teslimiyet olduğu gerçeğini hatırlatmak isterim.

27. 08. 2010. Bekir Özgür.

Bekir Özgür     24 Ağustos 2010 23:06 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekirozgur6o@hotmail.com

BAŞBAKAN’DAN 2, KILIÇDAROĞLU’NDAN 1 İNCİ

Sayın Başbakan’ın ilk İNCİ si;
“Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” deyimini ilk söyleyen kimdir, ne zaman ve ne maksatla söylemiştir? Bilmiyorum.

Ama Sayın Başbakan bu deyimi; İslami bir içerik taşıdığı, Allah’ı her şeyin çok üstünde sevdiği anlamında ve seçmenine Müslüman mesajı vermek için kullandığı aşikâr.

“Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek” ‘yaratılanlar: sizin hiçbir değer ve ederiniz yoktur; sizi, Allah’ın hatırı kalmasın diye seviyorum. Allah’ın hatırı olmasa siz benim gözümde bir hiçsiniz’ demektir.

Bu anlayışın değerlendirmesi; Sayın Başbakan’ın, Allah’ın hatırı için sevdiği seçmenin takdirlerine sunulur.
********

Sayın Başbakan’ın 2. İNCİ si;
“Bi-taraf (tarafsız) olanlar, bertaraf (yok) olur” diyor.

Sayın Başbakan bu beyanıyla; ‘mutlak taraf olmalısınız, hem de benim tarafımda. Aksi halde sizi yok ederim’ demekte ve tehdit savurmaktadır.

Sayın Başbakan, farklı zamanlardaki beyanlarında: ‘İslam, bir hoşgörü ve kardeşlik dini’dir, elhamdülillah ben de, İslam’a inanan bir Müslüman kardeşinizim’ demektedir.

Ve bu ülkeyi askeri vesayetten kurtarmak, demokrasiyi hâkim kılma iddiasındadır.

Sayın başbakan’ın İslam’dan kaynaklı, tehdit içeren hoşgörü ve kardeşlik anlayışını, bu mantıkla ülkeye nasıl bir demokrasiyi hâkim kılacağının değerlendirmesi de, yine Başbakan’a oy verenlere aittir.
********

Gelelim Sayın ‘Gandi Kemal’ Kılıçdaroğlu’nun İNCİ sine;
Seçim meydanlarında; “Halkın iktidarında, CHP iktidarında türbanlı hanım kardeşlerimizin türban sorununu biz çözeceğiz” diyor.

Hemen her mitingde, ‘dini siyasete alet etmeyeceğiz, halkın din duygusunu siyasete alet edenler din sömürüsü yapıyorlar’ demektedir Sayın “Gandi Kemal”

‘Bu ne? Perhiz, bu ne? Lahana turşusu. Kara çarşafa CHP rozeti takan Baykal’dan farkın ne’? Diye sormazlar mı adama, Sayın “Gandi Bey”

Ülkenin kanayan yarası durumundaki Kürt ve Alevilerin sorunlarını, Kürt ve Alevi kelimelerini ağzına almaktan itina ile kaçındığının farkındayız ve nedenini anlıyoruz.

Ama dinci görünümlü bir yaşlıya çay ikram eden afiş resimlerinle, dincilere hoş görünmek maksadıyla türban üzerinden geliştirdiğin söylemle, dini siyasete alet edip etmediğinin değerlendirmesini, sana inanıp “Hayır-lı” oy verecek seçmene havale ediyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu; Sizin Recep Bey, Emevi-Muaviye mantığıyla siyaset yapmakta; siz de, Machiavelli mantığıyla mı (siyasette her şey mubahtır) siyaset yapıyor sunuz?
25. 08. 2010. Bekir Özgür.

yusufaslan     23 Ağustos 2010 19:13 | malatya / fethiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
YÜCE ATATÜRK'ÜN TÜRK MİLLETİNE MİRAS BIRAKTIĞI T.B.M.M. SAYIN ÜYELERİ, BİR ANAYASA REFERANDUMU İÇİN BU YÜCE HALKTAN EVET, YADA HAYIR DİYE OY İSTİYORSUNUZ, EVET OY İSTİYORSUNUZ AMA, ANCAK SİZLER BU MİLLETE NE KADAR FAYDALI OLDUNUZ DİYEDE DÜŞÜNMEZ DEĞİLİM YANİ. YİNE, ANCAK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDE'DE KUL YUSUF ASLAN'IN BİR ŞİİR'İNE KULAK VERMENİZİ ARZ EDİYORUM.
SAYGILARIMLA.?
--------------

SUYU BİLE YOK.!

ŞU ÖMRÜMDE DOSTLAR ÇOK ALEM GÖRDÜM
ÇOĞUNUN CEBİNDE PULU BİLE YOK
FAKİR FUKARAYI BER TARAF BULDUM
YİYECEK EKMEĞİ SUYU BİLE YOK

HAK DİNİM ADINA ETME PAZARLIK
GÖZ DEĞMESİN DİYE TAKMA NAZARLIK
SENİN YAPTIKLARIN HEP YARAMAZLIK
HELE BAK YÜZÜNE NURU BİLE YOK

KİMİ MEBUS OLMUŞ KİMİDE VALİ
HAR VURUP SAVURUR ZEVCESİ YARİ
NE OLACAK BEYLER FAKİRİN HALİ
ALTINA SERECEK ÇULU BİLE YOK

KUL YUSUF DER EY ERENLER DERVİŞLER
NE YAZIKKİ SİZİ ÖTELEMİŞLER
ADEMİN ŞAŞTIĞI YOLA GİRMİŞLER
ALLAH İÇİN HAKKIN KULU BİLE YOK.!

SÖZ: YUSUF ASLAN.

okmeydanı cem evi     21 Ağustos 2010 14:25 | ist.
ALEVİLER REFERANDUMU TARTIŞIYOR

TÜM HALKIMIZ DAVETLİDİR

DÜZENLEYEN:Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

Genel Merkezi

Yer:Okmeydanı Cem Evi Konferans Salonu

Tarih:28.08.2010 Cumartesi Saat:13.00

İrtibat: 0212 238 01 02 - www.hacibektasvakfi.com

Bekir Özgür     18 Ağustos 2010 19:32 | Niksar Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com

ALEVİLİK SIR (LAR) ÖĞRETİSİ OLMAKTAN ÇIKTI
Aleviliğin temel düsturu ve öğreti kademeleri olan Dört Kapı; Şeriat kapısı, Tarikat kapısı, marifet kapısı ve Hakikat kapısı olarak bilinir. Bu Dört kapı, Alevi Yoluna ilişkin bilgilenme aşamalarını oluşturur ve her kapı kendine has ve birbirlerine bağımlı belli SIR (lar) içerir.

Her ortamda ve har zaman zikredilmeyen, Aleviliği ileri derecede özümsemiş bilge insanların (İnsanı-Kamil veya Mürşit) sadece kendi ararlarında ve Aleviliğin ÖZÜ ne ilişkin muhabbet ortamlarında yapılan sohbetlerde dile getirilen konuların içeriği de ‘Sır-ı Hakikat Kapısı’ olarak adlandırılır.

Alevi toplumunca YOL gerçeği olarak bilinen Dört Kapı; aslında, Beş Kapı’dır. Sırlar öğretisi olarak bilinen Aleviliğin temel SIRLARI, Beşinci Kapı’da gizlidir. Yol’a girenlere, olgunluk derecesine göre sembollerle verilen bu SIR ların gerçek manası, sadece Mürşitlerce (Yol Uluları) bilinirdi.

Beşinci kapı olan Sır-ı Hakikat Kapısı’nda ki bilgiler; özü itibarıyla doğanın, ilahi bir gücün iradesi dışında oluşumuyla ilgilidir. Yani varlıkta-birlik, (vahdet-i vücut) doğumun Hakk tan gelmek, ölümün Hakk’a yürümek (Nurdan gelip nurda sır olmak) olduğu anlayışıyla, yaratan-yaratılan ilişkisinin, uhrevi inancın ve dinin reddidir.

Aleviler ve Alevilik; doğaya ilişkin ‘varlıkta-birlik’ , insansal yaşamda gücü kadar üretim, ihtiyacı kadar üleşim ve eşitlikçi paylaşım anlayışıyla toplumsal yaşamı düzenleyen siyasi bir ERK olarak, tarih boyu talancı tüm dinlerin hedefi olmuştur.

Günümüzde adı Alevilik olan bu Bâtıni anlayış, var olduğu günden beri tarihin hiçbir kesitinde, yaratan bir tanrının varlığını kabul etmemiştir.

Bu anlayışıyla tüm dinlerle çatışır olmuş; güçler dengesine bağlı olarak zayıf olduğu koşullarda dayatılan dinin; motif ve figürleri ile bezediği ritüeller içinde kendi öz değerlerini SIR ederek yaşamı sürdüre gelmiştir.

Hıristiyanlık öncesi ‘Işık İnsanı’ veya ‘Işık Taifesi’ olarak adlandırılan Aleviler, yaşam kaynağı olarak algıladıkları Dört Unsur’u (Toprak, Su, Yel ve (hava) Işık’ı (güneş=Hakk) Hıristiyanlığın sembolü dörtlü Haç, Yılbaşı törelerini (Bewa Gaver) Noel Baba, saygın Ma *** (Kutsal kadın) geleneğini Meryem ***, yılın 12 ayının tasviri olan 12 Yıldız’ı da St Paul’un 12 Havarisi kültleri içine gizleyip, Hıristiyan dayatması ve mezalimine karşı SIR ederek yaşayabilmişlerdir.

Osmanlının kılıcıyla İslam’ın tahakkümü altına alınan Anadolu halkı, kadim töre ve gelenek anlayışını, (Hıristiyanlığa karşı geliştirdiği yöntemi kullanarak) İslami figür ve motifler içinde gizleyerek; yani kendine has değerlerini SIR ederek, hiçbir hükmüne uymadığı kuranı kutsamak, inanmadığı halde “Elhamdülillah Müslüman’ım” diyerek, daha doğrusu kendisine yalan söyleyerek yaşamak zorunda kalmıştır.

Geleneksel Alevi Yolu’nda “İmam” anlayışı olmadığı halde, Hıristiyanlığın kılıç zoru karşısında 12 Yıldız kültünü nasıl St Paul’un 12 Havarisine dönüştürmek zorunda kaldı ise, İslam’ın vahşeti karşısında da, 12 Havariyi 12 İmam’a dönüştürmek zorunda kalınmıştır.

Maruz kalınan şiddet karşısında, kendilerine özgü değerlerini, içinde SIR ettikleri, ama günümüzde saplantı (tabu) haline gelmiş İslami motif ve figürler, Anadolu kadim Aleviliğine ait değil, zor karşısında ve zaman içinde dönüşüm yoluyla oluşmuştur.

Alevi toplumunun evrenin oluşumu, doğa-insan ilişkisi, YOL Erkânının hüküm ve değerleri vb. anlayışının açığa çıkması halinde büyük zararlar görüleceği, yaşamın geçmişiyle sabit olduğundan, Cem Erkânı içindeki Görgü ritüelinde SIR ların önemi özellikle vurgulanır, SIR’ı faş (açıklayan) edenlerin müşkül veya düşkün olacağı belirtilir.

Bir yönüyle ‘Sırlar öğretisi’ olarak bilinen Aleviliğin kendine has SIR ları; yani doğanın oluşum ve işleyiş yasaları, doğa-insan, madde-toplum ilişkileri, teknolojinin gelişmişlik boyutundaki verileriyle SIR olmaktan çıkmıştır; bugün her şey alenidir.
Anadolu da ki kadim Alevi Dergâh Mürşitlerinin; yani Ocak Dedelerinin, Osmanlı-Safevi uydurması olan İmam Rıza soyuyla Peygamber Muhammet’e ve dolaysıyla Bedevi Arap Kureyş kabilesine dayandığı yalanının gerçekliği, günümüzde DNA testiyle açığa çıkarılabilir.

Velhasıl Alevilik, tarihsel süreçte, sosyal yaşamı düzenleyen kendine has iktisadi altyapısı, siyasi üstyapısı ve hukuk anlayışıyla tarihsel bir gerçekliktir.

Her çağda karşılaştığı zor karşısında değerlerini SIR ederek, takiyye yaparak, içinde yaşadığı topluma uyum sağlama güdüsüyle kendisine yalan söyleyerek, zaman içinde kendi yalanına inanarak günümüze ulaşmış, çağdaş hümanist değerlere önemli oranda sahip çıkan bir sosyal topluluktur Aleviler.

Okumayı ve yazmayı askerde öğrenmiş gurbetçi işçi, yazdığı tek kişilik ‘Hamal Ali’ adlı tiyatroyu Strasbourg’da FTİF in (Fransa Türkiyeli İşçiler Federasyonu) etkinlik programında kendisi oynuyordu. Bu ‘Topraktan öğrenip kitapsız bilen’ İşçi yoldaşım, eve bitkin döndüğü sahnede;

‘Uyyyiii babooo, uyyyiii aneeey, bu dünyada çekdigimi bir ben bilirem, bir de ha bu sırtımdaki semer’
sözleri; Alevilerin, bu dünyada ne çektiğini bir kendileri bilir, bir de kendileri’ gerçeğini dile getiren oldukça anlamlı bir tümcedir.

Alevilerin güncel sorunu, açığa çıkmış SIR larını korumak değil, önemli bir parçası oldukları ve özlerine denk düşen emek dünyası içindeki yerlerini almaları; kurtuluşları için bir zorunluluk diye düşünüyorum.

Kadın-erkek cinsel ilişkisini ve doğum olayını, “Alevilerin Büyük Sırrı” olarak algılayan ve kitap yayınlayan yazarlara sormak istiyorum; ‘Aleviler bu basit gerçek için mi binlerce yıl yoğun baskıya, toplu katliama, iftira ve hakarete maruz kalmayı göze alıp, dağ başlarında SIR lar dünyasına gömüldüler’?

18.08. 2010. Bekir Özgür.

mehmet Sarıyar     18 Ağustos 2010 14:37 | Rumeli H.Üstü SARIYER
Konu referandum Köyde oyları bulunup İstan-bul`da olan seçmenleri tesbit etmek organize,de Öncülük yaparak oylarının kulanmalarını saglamak

okmeydanı cem evi     17 Ağustos 2010 09:41 | ist.
ANTİDEMOKRATİK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE HAYIR DİYORUZ



12 Eylül 1980 Anayasası, antidemokratik bir anayasadır. 1980 Anayasası’nın baskıcı ve evrensel değerlerden uzak olduğunu yaşıyor ve biliyoruz.,

Söz konusu bu Anayasa’nın, aydınlarımıza, gençlerimize, çalışanlarımıza, demokratlarımıza…. Vs çok büyük baskılar yaşattığını da biliyoruz.

Doğal olarak bizler böylesi baskıcı ve insanın özgürlüğünü yok sayan ve toplumun durağanlığını öngören söz konusu bu Anayasanın tümden değişmesi bizim de en büyük isteğimiz ve dileğimizdir.

Ancak bugün AKP tarafından tek başına; tüm demokratik kurumlar, muhalefet, çok değerli hukukçular … dışlanarak hazırlanan bu “Anayasa Değişikliği” 12 Eylül 1980 Anayasasını da aratacak, daha da baskıcı, tekçi ve antidemokratik uygulamaları öngören tuzak maddeleri içermektedir. Oysa anayasalar “Toplum Sözleşmesidirler”. Bu durumda toplumun her katmanının ve her bireyinin Anayasa Değişikliği yapılırken veya yeni bir Anayasa hazırlanırken söz söyleme ve görüş ve düşüncelerini belirtme ve Anayasaya yansıtma hakkı vardır. Oysa AKP tarafından hazırlanan bu Anayasa Değişikliğinde söz konusu bu katılımı göremiyoruz.

AKP, Anayasa Değişikliğiyle halkımıza “Kırk Katır mı?, Kırk Satır mı?” diye bir dayatma içindedir. Oysa bizler, özgür, hak ve hukukun evrensel ilkelerinin egemen olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bizler üreten, ürettiğini hakça bölüşen, herkesin hak ve hukukunun korunduğu, insan haklarının ve özgürlüklerin gözetildiği bir toplumsal yapının oluşmasını diliyoruz. Yapılan “Anayasa Değişikliği”nin söz konusu bu değerleri yansıtmadığını ve toplumu daha da geriye götürdüğünü düşünüyoruz. Bundan dolayı da halka yapılan bu dayatmaya HAYIR diyoruz.

Ve yine diyoruz ki:



- Özgürlükleri daha da kısıtlayan;

- Yasama ve Yargıyı yürütmenin (hükümetin) emrine ve güdümüne sokan;

- Yürütmeyi tek bir kişinin (Başbakan’ın) iradesine indirgeyen;

- Başbakan’ın her söylediğinin kanun sayılmasını onaylayan;

- Hukuku kendi egemenliğine almaya çalışan;

- Dokunulmazlığı kaldırmayarak, yargıdan sürekli kaçan;

- Kendi hukukunu oluşturmaya çalışan;

- Alevilerin ibadet evlerini (Cem Evlerini) hiçe sayan;

- Cem Evlerini ibadet yeri olarak görmeyen;,

- Aleviliğe ve Bektaşiliğe şaşı bakan;

- Alevi Komutanlarını ve bürokratlarını potansiyel suçlu gören;

- Alevi Köyleri’ne yardım etti diyerek, Kuvvet Komutanlarını yargıya taşıyan ve bu anlayışla Alevileri dışlayan;

- Tarikat ve Cemaatçi anlayışı öngören ve bu tür kurumlara destek sunan;

- Kendisi gibi düşünmeyeni suçlayan;

- Demokrasiyi özüne sindiremeyen;

- Ve halkın gerçek gündeminden uzak; toplumsal hiçbir sorunu çözmeyen;

- Ve yalnızca AKP’nin sorununu çözmeye çalıştığına …. V.s. v.s.



Bir anlayışın ürünü olan ve bizi daha da geriye götüreceğine inandığımız bu

Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.

Kısacası 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliğine HAYIR……,



Kamil AYKANAT

Bekir Özgür     11 Ağustos 2010 12:10 | Niksar Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com

REFERANDUMU BOYKOT KİMİN İŞİNE YARAR
12 Eylül 1980 faşist rejiminin anayasasının kısmi değişikliklerinin, 30 yıl sonra “evet-hayır” seçeneğiyle dayatılması; halka, “başka seçeneğiniz yok” demektir.
Yani, ya “evet” diyerek AKP iktidarının devamı, dini ve milli manada düşman kampa bölünmüş ülkenin bugün ki hali-pür-melali onaylanacak; ya da “hayır” diyerek iktisadi, hukuki ve siyasi uygulamalarıyla AKP’nin iktidar olmasını sağlayan politikalar onaylanmış olacak.
Her iki durumda da; yani “evet” çilerin ya da “hayır” cıların kazanması halinde emperyalizme bağımlı; dinci, ırkçı, toprak ağalığı ve işbirlikçi sömürü düzeninin sahipleri politikalarını halka; bir kez daha onaylatmış olacaklar.
17 Şubat 4 Mart 1923 de düzenlenen 1. İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başından beri emperyalizme yarı bağımlılığının, 2-7 Kasım 1981 de düzenlenen 2. İzmir İktisat Kongresi de, İMF nin dayatması 24 Ocak 1980 ekonomi kararlarının onaylanmasıyla ülkenin emperyalizme tam bağımlılığının, kötü ünlü 82 anayasası da bu bağımlılığın siyasi belgesi ve hukuki tescilidir.
Referandum aldatmacasına “sol”dan bakanlara, anayasa paketi içindeki demokratik kırıntıları nimet sayanlara, zorunlu din derslerine ilişkin AİHM kararını ve Uluslar arası İşçi Sözleşmelerini (İLO) AKP’nin neden uygulamadığını irdeleme ve sorgulamalarını öneriyorum.
Referandum saçmalığına Ulusalcı, demokrat ve sosyal demokrat olarak “hayır” cephesinden bakanlar; önce, ne için “hayır” diyeceklerini sorgulamalıdır.
Akabinde de; ”hayır” kampanyası yürüten siyasileri, ‘emperyalizm’, ‘tam bağımsızlık’ vb. siyasi kavramları neden ağızlarına almadıklarını, KİT’lerin satılmasına, dinci gelişimi hızlandıran zorunlu din derslerine niçin karşı çıkmadıklarını, çıkardıkları veya destekledikleri yasalarla dinci siyasetin gelişmesine ne için destek verdiklerini sorgulamaları gerekmektedir.
Değişik etnik köken ve farklı inançlardan oluşan Türkiye halkı maruz kaldığı yaşamsal sorunları üreten bu sistemi, emperyalizme bu bağımlılık ve sömürü düzenini, işbirlikçi siyasilerin baskı politikalarını, “evet” ya da “hayır” oyu vererek onaylamak zorunda değil.
Halk kesimi, sömürücü hâkim sınıfın şu veya bu kanadının dayatmalarını RET edemediği, etmediği sürece, cellâtlarının dümen suyunda akıntıya kapılıp gidecektir.
Dayatılan bu anayasa referandumu saçmalığı BOYKOT edilmelidir. Ancak bu BOYKOT eyleminin siyasi içeriği teşhir edilmeli, bu süreçte ve devamında sınıf tavrı bilince çıkarılmalıdır. Böyle bir bakış açısıyla yapılan BOYKOT bir anlam kazanır.
Soyguncu sınıfın dayattığı “evet-hayır” kampanyasını; emekçi sınıf kendi cephesinde içeriği dolu bir sınıfsal TEŞHİR ve BOYKOT kampanyasına dönüştürmelidir. Bu kampanyanın bir ‘sınıf mücadelesi’ olduğu bilince çıkarılmalı, sömürücü sınıfa ve sözcüsü siyasilere tavır alınmalıdır.
Yürütülecek BOYKOT kampanyası; sınıf bilinci, sınıf tavrı yaratmayacaksa, halk deyimiyle; “değneğin iki ucu necaset, ortasına da köpek etmiş” olur. BOYKOT, hâkim sınıfların işine yarar.
“AKP gitsin de kim gelirse gelsin” anlayışının, “AKP; sen biraz dinlen, İMF dayatması 24 Ocak Ekonomi Kararlarını ve 12 Eylül faşist rejimini biraz da seni yaratanlar uygulasın” demekten başka bir anlamı yoktur.
11. 08. 2010. Bekir Özgür.

yusufaslan     10 Ağustos 2010 04:49 | Malatya / Fethiye
Bir Yazarın Anatomisi.?

Saygıyla andığımız Rahmetli, Uğur Mumcu ve onun kırık gözlüğünün karşısında hüzünle bakarak kendi kendine mırıldanan birileri, Ben çok namussuz ve şerefsiz insanlardan duydum, O yüce ve ulvi insanı bir kaşık suda boğmak isteyenleri, ancak birileri daha fazla gayret ederek O Onurlu ve dürüst insanı katletti diye kendi kendine söylenen kişi, ancak O katledende demekki Namussuzun biriymiş der. ve ekler hatta ve hatta vatan ve millet hainiymiş demekki der, ve ekler unutmaki bir gün seninde gözlüğüyün camını kırırlarsa bu ülkede, nolur sende buna şaşma Arkadaş.?

Söz. Yusuf Aslan.

ismail hoca     08 Ağustos 2010 11:53 | isvicre..
müthis ön yargilar var.. olayi sinif bakis acisi ile degerlendiren arkadasi kutluyorum.Inanc bir birey icin ya vardir yada yoktur. inanc ve inancsizlik bireyi birey yapan sadece kimliklerden bir tanesidir.(var veya yok).. eger siz inanci veya inancsizligi bir soy veya sövenist irk kimligi ile aciklamaya kalkarsaniz, önyargilisiniz demektir.Evet cem vakfi böyle bir kurum.. Bu önyargiyi HUBYAR köselerindeki yazilardanda seziyorum. Tüm tarihi analizlerini okuyorum..Sanki ix yüzyildan evel mezppotamyada insanlar yasamiyormus gibi.. unutmayalimki OCAK retuali ZERDÜST orjinlidir..ve yine unutmayalimki E.müslüm horasani Türk degildir(ms750)..Tacül Arifin Ebül VEFA Türk degildir. Hallac, Sühreverdi ve ötekiler..ALEVILIGI sirf bir irka dayandirirsaniz önyargili oldugunuz anlami cikar.. Hic bir KILISEDE ulusal lider ve ulusal bayrak yoktur, camide böyle Havrada.Ulusal düsüncenin ortaya cikis sebep analizini, sinifsal degerlendirme yapan dostuma birakiyorum
selam saygilar

Bekir Özgür     07 Ağustos 2010 14:29 | Niksar Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com

ALEVİ CENAZELERİ VE İSLAM GELENEĞİ

O4. 08. 2010 günü hakka yürüyen bir Alevi canın cenazesi, tanıdık ve yakınlarının defin törenine katılmasını sağlamak üzere buluşma yeri olarak belirlenen Sarıgazi cem evine getiriliyor.
Defin hazırlıkları ve define katılacak dostların beklenmesi esnasında, İsmailağa Cemaatine mensup olduklarını, ölen kişinin iki oğlunun kendi Cemaatleri üyesi olduğunu, dolaysıyla cenazeyi alıp İslam’a uygun defnedeceklerini bildiriyorlar.
Defin için toplanmış halkın; “Bu can sağlığında camiye bir kez olsun gitmedi, cenazemizi size vermeyiz, camiye de göndermeyiz” tepkisi üzerine, takkeli, takunyalı, cüppeli ve sakallı insanımsılar, bu isteklerinden vazgeçiyorlar.
Ancak Muhammet; kendisini büyüten, amcası ve damadı Ali’nin babası Ebu Talip, Müslüman olmadan öldüğü için onun cenazesine gitmemişti. Bu olay üzerine bir de ayet nazil olmuştu: “Kurana inanmamış birisi, yakın akrabanız da olsa, öldüğünde ona mağfiret (Allahtan af) dileyenler münafık olur” (dinden çıkar)
Bu Müslümanlar bu ayeti biliyorlar; ölen Alevinin kuranın hiçbir hükmüne uymadığını da biliyorlar, dolaysıyla bu cenazenin İslami kurallara göre defin edilemeyeceğini de biliyorlar. O halde; bu Müslümanlar, Alevilere bir mesaj vermek için cem evine kasıtlı geldiler. Sorun bu mesajın içeriğinin ne veya neler olabileceğini doğru algılamaktır.
Değil Müslüman, hangi din ve mezhepten olursa olsun tüm inançlara saygım var. Ancak, kendileri gibi inanmayanlara zarar vermemeleri, gördükleri saygı oranında saygılı olmaları koşuluyla.
Fakat “Alevi Müslüman olabilmesi için ayağının altında tuğla (pişmiş toprak) eriyinceye kadar yıkanmalıdır”, “mum söndü yapar, ***-bacı tanımazlar”, “Alevinin ne kestiği, ne pişirdiği yenmez”, “Alevinin katli vacip malı helal” vb. hakaretleri ancak; “ben Müslüman değilim” diyerek boşa çıkarabiliriz.
Asırlardır iç içe yaşadığımız bu toplumun cami cemaati kesimi, Aleviler hakkında böyle bir önyargıya sahipken; hala, “Alevilik İslam’ın özüdür” “gerçek Müslüman Aleviler” demenin, Hakka yürüyen Alevileri camiye götürmenin, cem evinde İslami kurallara göre defnetmenin akılla, mantıkla açıklanır bir yanı var mı?
Ensemizde Hıristiyanlığın kılıcına karşı “Haç” çıkarmışız, Osmanlı döneminde İslam’ın kılıcı altında “elhamdülillah Müslüman’ım” deyip, Hakka yürüyenlerimizi İslami törelere göre defnetmişiz.
Ama bugün; değil sadece Türkiye de, Alevilik ve Aleviler tüm dünyada örgütlü. Alevilik; korku belası yarattığı sırlar dünyasından çıktı, her duruş ve davranışımız aleni, hata ve zaaflarına rağmen (olumlu yönleri de çok) yüz binleri sokağa döken güçlü örgütlerimiz varken, “korkunun ecele faydası var mı”?
Barbarlık döneminin yarattığı vahşetin, iliğimize-kemiğimize saldığı korku dünyamızı yıkmak zorundayız. Bu korku gerçeğini tüm insanlık hala yaşamakta; toplumlar, kafasındaki bu korku duvarını yıkmadan, baskı ve sömürü düzenini yıkamayacaktır.
Alevilik toplumsal yaşamı düzenlemeye başladığı çağdan beri onlarca cenaze defin türünü geride bıraktı, unuttu. Belki de 500 yıllık bir gelenek
Olan Alevi cenazelerinde İslami defin usulü de tarihe karışacak.
Yol Erkânını; baskı karşısında geceleri yaşayan Aleviler, cenazelerini gündüz defnetmek zorunda olduklarından, cenaze törelerine İslami görünüm vermek zorundaydılar; bu durum zamanla geleneğe dönüştü, bugün de saplantı haline gelmiş durumda.
Ömründe camiye gitmemiş, kuranın hiçbir hükmünü ciddiye almamış, dilde “Elhamdülillah Müslüman’ım” demiş ama gereğini yapmamış bir Alevinin cenazesi, cem evinde de olsa İslami kurallara göre defnedilmesi, Hakka yürümüş birisine hakarettir, o kişinin yaşamsal geçmişine saygısızlıktır.
Alevi bir can Hakka yürüdüğünde sevenleriyle son buluşma yeri elbette cem evi olmalıdır. İslami kural olan cenaze namazı yerine de, törene katılanlar örnek alsın diye belli kurallar çerçevesinde ölenin yaşamsal başarıları, varsa kişinin anıları anlatılmalıdır.
Hiçbir dinle ilişkisi olmayan; şekillendiği çağda toplumsal yaşamı düzenleyen, insanı, emeği ve eşit paylaşımı esas alan, sevgi temelli, iktisadi, hukuki ve siyasal sarmalda şekillenmiş olan Alevilik, günümüzdeki yeni yapılanma sürecinde özüne uygun gelenekleri, özellikle de yeni cenaze defin töresini yaratacağına inanıyorum.
06. 08. 2010. Bekir Özgür.

Bekir Özgür     07 Ağustos 2010 14:27 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Hubyar Sultan Dergahı ve külliyesinin Hubyar Köyü Tüzel kişiliği adına tapu tescil kararıyla HAK YERİNİ BULMUŞTUR. Bu mücadelede emeği geçenleri kutluyorum.

perver aydemir     28 Temmuz 2010 19:58 | austruya
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
selam alevi kardesler bizim türkiye tari bir site yaptik hem alevilerin ve devrimci sol görüslü insanlarin gire bilecekleri bir site yapdik www.devrim.tk selam diyiyorum bir alevi dedesi olarak. :upset

ozan can     27 Temmuz 2010 19:16 |
ALEVİLİĞİ KIPTİLEŞTİRMEK , TETİKÇİLEŞTİRMEK İSTEYENLERE KARŞI İBRAHİMİN BİLGE , SOYLU , ERDEMLİ DURUŞUNU AYNILAŞTIRMAK !




Enbaşta söyleyeyim bütün insanlara eşit mesafede , saygılı olmak gerektiğini unutmadan artık aleni olarak canların kendilerini törpülemesi , özeleştiri geliştirmesi makası açılıyor , orjinal , evrensel , dayanışmacı , özgün , bize has değerlerimizden uzaklaşıyor canların bazıları bugünedek hep devleti , sistemi kötüleyip kendini düze çıkarmak kotarmaları görülmekte söylenenler tamamda alevileri pasifize edip depolitize arabesksimsi laçkalaşmış yaşantıya sürüklemeye çalışınların ateşine bazı canların benzinle gidip içinden çıkılmaz durumlara getirmelerine ne demeli ? .... Yanlış anlaşılmak istemem bazı terimler vurucudur hafızada kalır anlamında aleviler romenleşmeye kabacası çingeneleşmeye , kıptileşmeye , romlaşmaya , conoloşmaya , abdallaşmaya evrilmekte bazılarınca yakında bunların yanına alevilerde eklenirse herneyse canalıcı konu bazı sahte , maskeli alevilerin , cemvakfı türevi kurumların , cahillerin , pulcuların bu görevi zaten çoktandır yapmakta oldukları .... Yapmayın maskeli sahte aleviler bu büyük kitleye kıymayın , karşınızdakini dinlemeyi öğrenin , herşeyi ben bilirim demekle bişey olmuyor ..... cemevlerini turancıların , ittihatçı , katil ordunun siyasi yükselme alanları yapmak pek şık değil .....


Cemvakfı denen turancı , kemalist beyaz türk özentili yapı ve türevleri küçümsenmeyecek oranda ülkede baya yaygınlaşmış , sistemin , devletin istedikleride böyleleri zaten . Kentlerin varoşlarında yoksul alevi gençleri , çocukları bunlar yüzünden yukardaki söylediğim durumlara yönelmekte , örneğin geçmişte sol bir davadan dolayı acılar çeken , hapis yatan bir abimiz ağlamaklı olarak cemvakfı türevi etkinliği altındaki kurumlarda , cemevlerinde evladının turancı faşist karektere evrildiğini , kendilerine yabancılaştığını anlattı acaba böyle örnekler yaşamış kaç aile vardır çok olduğunu biliyoruz bişeyler yapılması gerektiğinide biliyorum ..... Alevi kökenli ailelerinin çaresizliklerini , fukaralıklarını , garibanlığını suistimal eden , ailelerden koparan , yabancılaştıran bu yapıya karşı durulmalı , çözüm geliştirilmeli yoksam yarın bunların torna tezgahından geçen kuşaklar yukarda anlatmaya çalıştığım gibi bizleri çingene , rom , kıpti falanın yanına getirecek - bunları küçük gördüğüm anlaşılmasın - . Bazen derinden düşünürüm oligarşik sömürgeci sistemlemi uğraşalım yoksam bizden görünen maskeli turancı pulcularamı yanalım bilemiyorum yukarısıda , aşağısıda , ortasıda , önüde , sağımda , solumda beni sanki çembere almış boynumu sıkıyor acaba ne zamana kadar katlanacağım ? .... başkaları gibi duyarsız , lümpen , bencil bir yaşamda yaşamak istemiyorum bazen bunlar gibi başımda zurna çalsın duyarsız olayım diyorum fakat olmuyor sait faikin dediği öykü yazmasam kafayı yiyecektim mealinde bende sanırım böyle bunlara karşı konuşmasaydım herneyse umarım bazıları beni anlar beraberce birkaç yaprağı kımıldatırız yoksam hep sürünmek , alçalmak , değerlerin , kişiliğin , onurun yerlerde sürünmesi , haramzadelik yönünde olur , geçmişe , bedel ödeyenlere ihanet olur sanırım . Gerçi kendine dede , pir , seyit diyerek toplumu yönlendirmek isteyenlerin bazıları bugünlerde en büyük ihaneti , haramzadeliği yapmakta aşımızın , değerlerimizin içine etmekte cahilliklerini ,taşeronluklarınıda , pezoluklarını adam gibi sınamamaktalar kötüden , zalımdan taraf olmaktalar mazlumu , yoksulu dikkate almamaktalar herkesi yukardaki kapsamlara koymak pek hakkaniyetli olmaz namusluları , erdemlileri , bilgeleri , soyluları , adam olanları , yapıcı ,duyarlı olanlar zaten bunlara dahil değildir ..... 27 . 7 . 2010 ..... ozan CAN ......

:cry

yusufaslan     23 Temmuz 2010 18:44 | malatya / fethiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
VALLAH BENİ CAYDIRAMAN.?

Ne kadar gayret atsende.!
Vallah beni caydıraman
Sahte göz yaşı döksende
Hiç kimseyi kandıraman.

İkrarım var hak aşkına.!
İçime girip dolaşma
Çok gördük biz hınzır paşa
Sen kandini sevdiremen.

Döndüğüm yok kararımdan.!
Çok ders aldım zararımdan
Bu milleti sen bu yoldan
Neylesende döndüremen.

Garip mirtom der yusuf'a.!
Hayır da hayır var ola
Ben benden mesulum amma
Arife bal tattıraman.

Söz: Yusuf Aslan.

-----------------
Not: Sevgili canlar 12. Eylül'e az bir zaman kaldı, umarım herkes gönlündeki yanan ateşe ve aşk'a göre hareket ederler.?

HAKİKAT MÜRŞİT     18 Temmuz 2010 09:20 |
ALEVİLERİ DEĞERSİZLEŞTİRENLERLE , KÖLELEŞTİRENLERLE YÜZLEŞMEK ?


1- Şeriat Kapısı , 2- Tarikat Kapısı , 3- Marifet Kapısı , 4- Hakikat Kapısı

Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.
Hacı bektaşa öğrenci erenlerden biri ; “Hünkarım, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?”

“Şimdi bak, karşı çimenlikte oturmuş bağlama çalan dört zakir var . Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla hacıbektaşın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Hakka güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci hacıbektaşa dönmüş, olanları anlatmış.

Hacıbektaş “İşte sana istediğin örnekler….

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. “Sana kötülük yapana bile iyilik yap”. onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün cehalletten geldiğini bilir, inanır. Yaratan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. onun için dönüp bakmadı bile ....


Dört kapı kırkmakam fikriyatı yaşamamızın dalgakıranı , denizfeneri olmalı heradım attığımızda gölgemiz gibi takip etmeli benliğimizi . Bazıları gibi basit görmek , çokbilmiş , postmodernist tavırlarından arınarak yukarda verilen örnektende bazı olumlu yaklaşımlar çıkarılabilinir hani çağdaş bir derviş gibi yaşantı varsa nasıl olmalı gibi ? ...... Bide bunları herkesten önce bilmesi gereken alevi kurumları , alevilik adına sanat icra edenler bu patika yolu bozuyorlar . Menfaat , dar düşünceler , dejenere , kendini aşamamış , bezirgan alevicilik yapan bu sahte maskelileri ne etmeli ? .... uyarsanda , kafasında zurna çalsanda dinlemiyor . Yapıcı , faydalı olmak isteyenleri dikkate almıyorlar . Alevilik gibi derin hümanizması olan öğretiyi dünyanın en saygın değeri konumuna getirmek varken gerçi çapları , karekterleri yetmez örneğin tibetli lider dalay lamayı yada bahailik inancının duruşunu , gelişimini biraz örnek alabilselerdi diye düşünüyorum nerde o derinlik gölge olmasınlarda dostlar ben yaralarımı açıyorum , iyiyi , doğruyu , hakikatı bulmak sontahlilde amacım kimse alınmasın , darılmasın böyledir alevicilik eden kurumlar , sanatçılar tüketiyor , bitiriyor . Yanıbaşında kürt coğrafyasında insanlar infaz ediliyor yada dünyanın diğer yerlerinde insanlar biçare , yalnız , yoksulluk , ,işsizlik , dezenformasyon , katliam heryanı kuşatmış neden alevicilik tacirliği yapanlardan bunlara karşı seda yok , tavır yok . Neden tabanı , halkı bu yönde kanalize etmiyorlar , geliştirmiyorlar ? Olayların , kumpasların ardındaki derin elleri neden teşhir etmiyorlar ? ..... Artık bunları söylemekten usandım ve bundan sonra kuşkulanmakta hakkım . Olay çözmek , sorun halletmek , birleşmek değil sanki kamplaşma yaratmak buralardan birtakım rantlar devşirmek gibi bişeyler kokuyor . Sabah akşam yavuzu , sivası konuşanlar biraz samimiyet bölmeyin , ayrıştırmayın birazda diğer ezilenlerle hemhal olun , biraraya gelin , güçlenelim . Yoksam bizden saygı , sevgi beklemeyin çünkü artniyetlisiniz çünkü canlara hakikatı söylemiyorsunuz . Canları karanlık , çıkmaz , değersiz yollara yönlendiriyorsunuz , kişilerle , halkla karşı karşıya getirirken sistemle , derinlerle , dost görünen popilistlerle , özellikle son yüzyıllık tarihle hesaplaşmıyorsunuz ! .... bu yönde söylenecek çok şey var fakat fazlacada umutlu değilim zaten ....Unutmadan bu yorumu yazarken duyarlı , namuslu , bilinçli , bilge ,saygın , farklı açılardan görebilen , tahlil edebilen bazı kimseleri , bazı sanatçılarımızı tenzih ederim ... zaten laflarımın kimlere oldukları bellidir , kain , büyücü olmaya gerek yok sanırım onlar kendini çok iyi bilir ............. 18 . 7 . 2010 ......... ZULME , SÖMÜRÜYE , İŞKENCELERE , İŞGALLERE KARŞI YEKPARE KARŞI HAREKET ETME , ARAŞTIRMA , GELİŞTİRME , TARAMA İNSİYATİFİ ....


:cry :cry :cry

Bekir Özgür     17 Temmuz 2010 21:10 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Sayın Elmasulu, ilginize bil-mukabele teşekkürler.

Yani bizim sosyal tabakalaşmamız için dediğiniz süreç yaşanmış olabilir
Yani bir burjuva yaratılması için vb...
Ben Das kapitalin tam halini okumadım ama
nerduan (merdiven ) ayak ayak (basamak)
Bir burjuva olması burjuvanın içinden hiç iyi insan çıkmayacak demek değil ki...
İYİ İnsan denilecek hale gelmek için onlarda can taşıyor bedeller ödeyeceklerdir...
BU savaşı iyilik kazanacak...
xxxxxxx

Böyle yazmıştım ama bir din gibi sabitlemiş değilim düşüncemi
Bilmeye çalışıyorum mailime ilginize teşekkür ederim...
Âşık vicdani öldü haberini duyunca anlamaya çalıştım dediklerini
Daha önce duyduğum biri bile değil
Ama acısını anladım maraş katliamı duyunca sözlerinde
Çünkü o acının anlatıldığı bi çevrede çocukluk yaşadım
Malum çocukluk insanın anavatanı...
Ve söz konusu vatansa gerisi teferruattır
Üstteki iki paragraf size ait.

Önceki yazımda vurguladığım “burjuva” kavramı, iç içe yaşayan bir toplumda çıkar çatışması olan iki kesimden birinin adı olduğu içindir; yani “burjuva” toplumsal bir sınıfın adıdır, hakaret içermez.
“Burjuva” sözcüğünün kapsadığı kapitalist sınıf; tarih sahnesine çıktığı 1789 Fransız Demokratik Devriminden, 1871 Paris komünü dönemine kadar ki yaklaşık yüz yıllık serbest rekabetçi süreçte üretim ilişkilerini dönüştürüp, üretici güç ve araçlarını geliştirdiği için devrimcidir. Zira ‘demokrat burjuva devrimcilere saygı duymadan, proleter devrimci olunamaz.’
“Devrimcidir” diyorum. Tarihsel bir gerçek olarak; burjuvazi tarih sahnesine; “Eşitlik (egalité), Özgürlük (liberté), kardeşlik (fraternité) sloganıyla çıkmıştı. Ve ilk evrede gereğini de yapmıştı.
Ancak 1871 den sonra ki tekelci-emperyalist-gerici aşamada ki, “bırakınız yapsınlar” (laissez-faire), bırakınız geçsinler (laissez-passer), sloganı; sermaye sınıfının sömürüsü karşısında engel tanımadığının, devrimci misyonunu bitirdiğinin, asalaklaşıp devrilmeyi hak ettiğinin belgesidir.
“Cumhuriyet erdemdir” tanımını irdelediğimiz de, cumhuriyetin “erdem” değil “çağdaş bir kavram” olduğunu görürüz. “Çağdaş” sözcüğü; kusursuz, eksiksiz değil, “çağa uygun” luk anlamını içerir.
Çağımızda “Cumhuriyet”; sınıflı bir devlet yapılanmasının adıdır. “Sultanlık” rejiminden daha iyi ve ilerici olmasına karşın; Cumhuriyet rejimi de, toplumsal çelişkiler (sömüren-sömürülen) yumağı halindedir.
İnsanlığın geçirdiği tüm tarihsel süreçleri gerçek yönü ve yüzüyle algılayabilmek için SINIF sözcüğü anahtar bir kavramdır. Dolaysıyla Türkiye Cumhuriyetini, kurucu ve yöneticilerini de bu SINIF kavramı ve olgusu ışığında irdelemek gerekir.
İnsan hak ve özgürlüklerini, altyapı-üstyapı (iktisadi-siyasi) sarmalında, içeriğine uygun ve bütünlük içinde yaşama geçirecek “halk demokrasisi rejimi”, katılımcı ve denetimci niteliğiyle “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacak” safsatasını çağdışına itmiştir.
Bu bağlamda; ‘Bu savaşı elbette iyilikler(e) gönül ve omuz verenler; yani emekçi SINIF kazanacak’ tır.
xxxxxxx

Sayın Elmasulu;
“Ve söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyorsunuz ve çok doğru söylüyorsunuz.
Ancak “Vatan” kavramı da Sınıf bakış açısıyla irdelenmeye muhtaçtır. Zira ‘vatan’ kavramına; her SINIF, kendi çıkarına uygun bir anlam yüklemektedir.
1- İslami (dini) anlayışa göre gerçek “vatan” cennettir; dünya geçicidir, kulların imtihan alanıdır. Savaşlar vatan uğruna değil, “Allahın emirlerinin yeryüzüne hâkimiyeti; yani “cihad” ayeti hükmünü (emrini) yerine getirmek; yani kulların, “gerçek vatan” cenneti kazanması için yapılır.
2- Burjuva; yani kapitalist anlayışa göre vatan; ordu gücüyle kontrol altına aldığı belli bir toprak parçasının yer altı ve yer üstü kaynaklarını, bu topraklar üzerinde polis gücüyle -güvenlik adına- baskı altına aldığı emekçi SINIF’IN yarattığı değerleri sömürebildiği bir alandır.
3- Emekçi halk için vatan; beslendiği, barındığı, ürediği, barış, özgürlük, huzur içinde ve üzerinde insanca yaşadığı, olmazsa olmaz bir toprak parçasıdır.
Üstte tanımını vermeye çalıştığım, kendimizi bu 3 kategoriden hangisinin içinde gördüğümüz, “vatan” kavramına yaklaşımımız, var olan hangi SINIFA ait olduğumuzu ve SINIF’IMIZI belirlememizin ilanıdır.
SINIF kavramını ve SNIFLAR olgusunu tarihsel süreçteki mücadeleler yaratmıştır. Sağduyulu insanların görevi; bu gerçeği kabullenip, hangi SINIFTAN olursa olsun üstlerine düşen görevi samimiyetle yerine getirmektir diye düşünüyorum.
Bu bağlamda, ta başından beri Türkiye burjuva SINIFI, tarihsel görevini yerine getirmek bir yana, emperyalist güçlerin işbirlikçisi olmuştur. Açık söylemek gerekirse kendi SINIFINA, ülkeye ve halka ihanet içindedir. Nasıl?
Ülkemizde; akarsularımızın % 95 i, 24 milyon dekar arazi maden araştırmak ve işletmek üzere, finans sektörü bankaların ve sigorta şirketlerinin % 70 i, resmi kumarhane borsanın % 80 i, üretim sanayinin % 60 ı, medyanın % 80 i, iletişim ağı telekomünikasyon; yani PTT ve enerji sektörünün % 70 i işbirlikçiler eliyle emperyalist odaklara peşkeş çekilmiştir.
Ne yazık ki bütün bunlar demokrasi, insan hakları ve halkın refahı adına yapılmıştır. Bu gerçekleri özü itibarıyla vatan ve halk severlikle bağdaştırmak mümkün mü?
Türkiye burjuvazisinin asli görevi bu mu? Bu gerçekler karşısında Türkiye burjuvazisinin “vatan” anlayışını savunmamız doğru olur mu?
Ama vatan bizim. Onu üzerinde insanca yaşanabilir bir ‘vatan’ yapmak; burjuva SINIFIN kafamızda oluşturduğu vatan anlayışını yıkmakla mümkün olur kanısındayım.
17. Tem. 2010. Bekir Özgür.






378
Ziyaretçi defteri kaydı
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>